SEÇİLMİŞ TRAVMA

SEÇİLMİŞ TRAVMA: SENİ ÖLDÜRECEĞİM ÇÜNKÜ HATIRLADIM!



Farklı olanı her şeyden, kötülükten sorumlu tutmak yalnızca etnik çatışmalarda görülen bir davranış biçimi değildir. Etnik ayrımcılığın yükselişiyle faşizm ve ırkçılığın yükselişi arasında paralellikler vardır…

 

1980’li yıllar ekonomi politiğin hayatın birçok alanında ortaya çıkaracağı değişimin başlangıcıdır. Seksenler boyunca yaşadığımız dünya ve o dünyada sürdürdüğümüz hayat neredeyse bütünüyle değişmiştir. Bu değişimin en kanlı boyutlarından biri dinciliğin bir savaş aracı haline gelmesiyse en az onun kadar önemli olan ikincisi etnikliğin güçlenmesi ve etnik savaşların dünya coğrafyasını kana bulamasıdır.

Etnik kimlik kavramı, etnisiteler arası düşmanlık tohumlarının ekilmesi ve savaşların kışkırtılmasında temel bir araç olmuştur. Hemen ardından da etniklik ile terörizm arasında bir eklemlenme oluşturularak etnik terörizm kavramı kurgulanmıştır. Bu sürecin psikolojik boyutu, yapının oluşturulmasında güçlü bir rol oynamış ve savaş nedenleri arasında en çok kullanılanlardan biri olmuştur.

 

ETNİK KİMLİK

Psikanalitik nesne ilişkileri kuramı temel alınarak geliştirilen bu model, etniklik sorununa yönelik bir açıklama modeli geliştirme iddiasındadır. Bebeklikten başlayarak insanın büyüme, gelişme dönemi boyunca oluşan kimliğinin bir parçasının da “etnik kimlik” olduğunu, etnikliğin psikolojik bir yapı olduğunu varsayar. Etnikliğin bir insanın çocukluk döneminde geliştirdiği ‘ben’ ve ‘ben olmayan’ ayrımında olduğu gibi ‘biz’ ve bizden olmayanlar’ ayrımıyla geliştiğini ve yaklaşık beş yaşına kadar sağlam temellerinin atılmış olduğunu öne sürer. Etnik çatışmaların, farklı etnik gruplar arası ‘biz’ ve ‘onlar’ ayrımından kaynaklandığını, tarih boyunca birbiriyle ilişki içine giren etniklikler arasında yaşanan acı tecrübelerin (başta savaş) etnik kimliğin bir parçası haline getirilerek, sürekli kin ve nefret gibi duyguları körüklediğini ve bir fırsat ele geçirilince de karşı tarafa yönelik öç alma girişimlerinde bulunulduğunu savunur (1).

 

SEÇİLMİŞ TRAVMA, SEÇİLMİŞ ZAFER

Politik psikoloji olarak tanımlanan bu alan etnik kimliği kuran ve besleyen bir sembol olarak, etniklikler arası ilişkileri inceler. İki temel kavram geliştirilmiştir: “seçilmiş travma” ve “seçilmiş zafer”. Seçilmiş travma bir etnik grubun, başka bir etnik grubun kendisini aşağıladığını, zulmettiğini, mağdur ettiğini düşünmesidir. Bu zulüm, mağdur olan etnik grupça bir travma olarak yaşantılanır ve bir ya da daha fazla olayla sembolize edilir. Travmanın içerdiği incinme, örselenme, acı çekme, utanç gibi duygulara yönelik olarak geliştirilen bilinçdışı savunmalar, etnik grup içinde kuşaktan kuşağa aktarılarak etnik kimliğin bir parçası haline getirilir. Yunanlıların seçilmiş travmaları 1071 Malazgirt Savaşı, 1453 İstanbul’un Fethi, Kurtuluş savaşı ve 1974 Kıbrıs savaşıdır. Sırpların seçilmiş travması Sırp Sındığı savaşıdır vb.

Seçilmiş zafer ise bir grupta, başka bir grup önünde zafer kazanma ya da başarılı olma duyguları yaşatan olaylar için kullanılmaktadır. Seçilmiş zaferlerde, seçilmiş travmalar gibi kuşaklar boyunca giderek efsaneleşir ve o etnik kimliğin bir parçası haline gelir. Doğal olarak bir etnik grup için seçilmiş travma olan durum, diğeri için seçilmiş zafer olacaktır. Seçilmiş travmalar ve seçilmiş zaferlerle “örülen” etnik kimlik, insanın kendi kimliğini “bir çadır gibi” saran, ikinci bir kimliktir. Etnik çatışmalar, kimi zaman bu etnik kimliğe dışardan yapılan bir saldırıyla, kimi zamanda çadırı ayakta tutan etnik liderin kendi ‘psikolojik’ ihtiyaçları yüzünden sarsıldığında seçilmiş travmalar ve seçilmiş zaferler aktive olur. Düşmanlıklar canlanır ve çatışmalar başlar.

 Etnik çatışmalara yönelik olarak geliştirilen etnik kimlik, etnik çadır, seçilmiş travma ve zafer gibi kavramları içeren model, çok çeşitli sorunlar taşımaktadır. İlkin modelde genel kavramları kullanılan nesne ilişkileri kuramı tek tek bireylerin psikanalizlerinden ortaya çıkan verinin yorumlanması için üretilmiş kuramsal bir modeldir. Tekil bireyin psikolojisi ile toplumun, grubun, ‘etnikliğin’, ırk ya da devletin psikolojisini açıklama çabası, aşırı genellemeci ve indirgemeci tutumlarla bir örnektir. Her kuram, ürettiği modeli ancak kendi nesnesinde kullanabilir. Nesnesini değiştiren model gerçekliği daha baştan değiştirmiş, çarpıtmış olacaktır.

 

EZELDEN EBEDE DEĞİŞMEYEN ETNİSİTE

Modelin temel sorunu etnikliği verili, değişmez bir durum olarak almasıdır. Etniklik sanki insanlık tarihinin başından bu yana var olan, değişmez bir özellik olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda etnikliğin ‘ırk’ gibi doğuşta kazanılmış, değişmeyen, sabit, zamandan bağımsız bir özellik olduğu varsayılmaktadır. Bu yanıyla tarihsel gelişim, değişim süreçleriyle ilişkisi koparılmakta ve bir değişmez olarak sabitlenmektedir. Oysa etnikliğin, kapitalist üretim ilişkilerinin ve sömürgeciliğin ortaya çıkardığı kurmaca bir kavram olduğunu savunan ve sağlam tanıtlar gösteren çalışmalar vardır.

Ancak etnikliğin sabit, değişmez bir özellik olmadığını, etnik farklılıkların kimi zaman gözlemci açısından değerlendirilemediğini, etniklikler arası çatışmaların etnik farklılıklarla açıklanmasının her zaman mümkün olmadığını gösteren araştırmalar ve modeller de vardır (2). Ulus devlet yapısı kurulmadan önceki dönemlerde etniklik kavram olarak bile yoktur. Etnik farklılıkların ulus devlet sürecinde sömürü ilişkileri içinde zorlamayla oluşturulmuş farklılıklar olduğunu savunan modeller vardır (3).

 

BİR SAVAŞ ARACI OLARAK PSİKOLOJİ

Etnik düşmanlıkların açıklanmasında: ‘Bir etnik grubun başka bir etnik grubu incittiği ve incinen de ortaya çıkan aşağılanma ve utanç duygularının bilinçdışı bir öfkeye neden olduğu, bu öfkenin etnik kimliğin bir parçası olarak, kuşaktan kuşağa aktarıldığı’ önermesi etnik ya da değil gruplararası çatışmaları, psikolojik süreçlere indirgeyerek, bağlamından koparmış olmaktadır. Psikolojik süreçler dışında, diğer etkenler göz ardı edilmektedir. Etniklik çatışmak için temel bir neden olarak değerlendirilmektedir. Farklı olanı her şeyden, kötülükten sorumlu tutmak yalnızca etnik çatışmalarda görülen bir davranış biçimi ya da ruhsal özellik değildir. Etnik ayrımcılığın yükselişiyle faşizm ve ırkçılığın yükselişi arasında paralellikler vardır. Seçilmiş travma ve seçilmiş zaferlerin etnik kimliği oluşturduğu ve bu kimliğin kuşaklar boyunca bilinçdışı tasarımlar olarak aktarıldığı düşüncesi “post hoc” bir açıklamadır.

Bugünkü düşmanlıkların gerisinde geçmişte yaşanmış kavganın yattığı düşüncesi, olası etkileyebilecek diğer bütün değişkenleri göz ardı ederek, iki durum arasında doğrusal bir neden sonuç ilişkisi kurmaktadır. “Sırplar Müslümanları öldürüyor, çünkü 600 yıl önceki Kosova savaşını bir seçilmiş travma olarak bilinçdışlarına yerleştirdiler ve etnik kimlikleri bu travmayla biçimlendi, şimdi o travmanın öcünü alıyorlar”, gibi bir açıklamanın, savaşmak için bir propaganda aracı olabileceği ama savaşların nedenini açıklayamayacağı unutulmamalıdır.

L. Doğan Tılıç, “Milliyetçiliğin pençesindeki kartal: Kosova” kitabında Sırpların iç savaş öncesi nerdeyse tüm Sırp köylerini gezen Sırp milliyetçilerinin Kosova savaşında ölen Prens Lazar için simgesel cenaze törenleri düzenleyerek Müslümanlara yönelik düşmanlığı nasıl körükleyip kışkırttıklarını yazar (4). O güne kadar tarih kitaplarında okunup geçilen bir savaş bilinçli ve stratejik bir propaganda çalışması ile sanki dün olmuş gibi canlandırılır. Bu durum, Sırpların  600 yıldır bu savaşın utanç ve düşmanlık anılarıyla dolu yaşadıklarını değil, savaş kışkırtıcılarının ne kadar stratejik davrandıklarını kanıtlar (*). 
                                                                                                         BirGün  07.07.2008 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !