26/8/2008 - SAĞLIK TA YIKIM SÜRÜYOR
Cumhuriyet gazetesinin pazar ekindeki bir yazıyı sizlere sunuyorum. Önce ne alakası var dedirten sonra acaba dedirten bir yazı.. ÖZEL HASTANE HEKİMLERİ VE PAVYON KADINLARI! Özel sağlık sigortasının aşağılık bir güvensizlik ortamından kaynaklı doğduğuna eminim. Doğal olan, bir yurttaşın devletine güvenmesi, hastalık, düşkünlük halinde babası(!) tarafından korunmasıdır. Oysa, sağlıklı girilip hasta çıkılan bu kamu kurumları, toplumsal güveni çoktan yitirmiş, devletin şefkatli eli şöyle dursun, kişiye habire dayak atar hale gelmiştir. Diyeceğim; yolu hastaneye düşen kişiden umudu kesmek olağan bir durumdur.
İstanbul'un gözde iktisadi merkezi olma adayı, yeni ilçe Ataşehir'de oturuyorum. Kentin başka yerlerinde olduğu gibi, kısa sürede bizim bölgemizde de pıtrak gibi üç özel hastane bitiverdi. İnsanın, bu beş yıldızlı merkezlere yakın olması güven verici kuşkusuz(!) Ama hangi koşullarda?
Ya çok zengin olacaksınız, ya da sigortalı. Eğer varlıklıysanız, hastanenizin sizi soyup soğana çevirme sürecinin fakında olmayabilirsiniz. Sigortanız varsa, zaten o kurumlar arası danışıklı dövüş olarak gelişen kazıklama sürecine dahil olmazsınız. Diğer seçenek can sıkıcı olandır; kasada ödemeyi ağlayarak yaparsınız…
Sigortacının ilk amacı, sizin yıpranmamış, kısa zamanda da büyük hasar görmeyecek bir gövdeye sahip olduğunuzu saptamaktır. Yıllık kar-zarar hesaplarına göre, sizin dolduracağınız alan, mutlaka devede kulak olmalıdır. Aksi halde, özel hastanelerin eline düşen deneklerden biri olabilirsiniz ki; bu da küresel iktisadi iklimde sigortacınızın canını yakabilir.
Özel hastaneler, devletin görevlerini yerine getiremediği ya da yeni bir kar-rant kapısını müteşebbislere araladığı zaman ortaya çıkmıştır. İnsan sağlığının özelleşmesi demek, fiili olarak tüm yurttaşlardan oluşan devlet aygıtının sonu demektir. Bizim sağlığımızı korumakla yükümlü kurum, beceriksizliğini ilan edip, bizi el alemin insafına bırakmıştır.
Bunu iki yolla yapmaktadır; kamu görevi yapan hastanelerinde kötü hizmet vererek ve hekimlerinin kötü yola düşmesinin önünü açarak.
Ne demek hekimlerin kötü yola düşmesi?
İyi bir tıp fakültesinden mezun olan hekim, akademisyen olmak istese bile, üniversitelerin içinde bulunduğu koşullardan ya da devletin açlık sınırında çalıştırma geleneğinden dolayı, eğer arkasında güçlü bir anne-baba yoksa hızla özelleşmek zorundadır.
Hekimin özelleşmek için, ettiği Hipokrat yemiyle arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemesi; bu ilişkinin ahlaklı biçimde ilerlemesinin olanaksız olduğunu bilerek, ölçütlerini değiştirmesi gerekmektedir. Özel hastaneler ticari merkezlerdir. Hal böyle olunca, ağına düşen hastasının, iktisadi manada ırzına geçmekte herhangi bir sakınca görmez, hatta hedef budur. Eh bir haftada devlet eliyle öldürülen bebeleri gören yurttaş, kaçınılmaz olan tecavüzden zevk almaya çalışır!
Özel hastanede iş görüşmesine giden hekim, eğitimini almadığı, ama öğrenmek zorunda olduğu bir dilden, yani paranın dilinden konuşmak zorundadır. Özel hastane, hekime ya çok düşük bir maaş ya da hasta sayısına göre prim önerir. Şu halde, eğer hekimin önceden edindiği bir çevresi yoksa ayvayı yemiş demektir.
Bizim Ataşehir'deki hastanelerden birinde hekimler sürekli kantinde oturuyor. Mekan yeni, müşteri yok. Garipler çay, kahve içip, sinirden gülüyorlar. Aybaşı geldiğinde geleceklerinden çalarak, avans alıyorlar. Eh çaresiz hekim, yolu oraya düşen ilk hastaya hemen saldırıveriyor.
Muayene edecek birini bulan hekim; güven vermek, önerilen biri olmak için, hasta karşısında on takla atıyor. Eğer sözleşme gereği, kısa sürede çevre yapıp, hastanenin önemli gelir kalemlerinden biri olamazsa kapının önüne konacağını biliyor. Anlayacağınız kırk tilkinin dolaştığı yerde, bizim çaresiz ve küresel iktisat yönünden eğitimsiz, deneyimsiz hekimimiz bir başına kalıveriyor.
Ne okuldaki hocaları, ne insanlık tarihiyle koşut bilimsel bilgileri derdine derman olamıyor. Kimi zaman çalıştığı hastanenin tanıtım etkinliklerinde figüranlık yaparak, kameralara gülüyor. Kimi zaman parayla satın alınmış televizyon saatlerinde uzun uzadıya hastanesinin niteliğinden, bir pazarlamacı gibi söz ediyor. İtiraz etmeye kalkarsa, kimi Avrupalı, kimi Türk, kimiyse siyasi iktidar tarafından örgütlenmiş Ilımlı-İslam hastanelerde iş bulamaz hale geliyor.
Eskiden Beyoğlu'nun uğrak yerleri pavyonlarda kadınlar çalışır, masalara gider, müşteriye içki satarlardı. Patronlar dükkanlarında masası olan kadınları yeğlerdi. Masası olan kadın kendinden emin, müşteriye bolca içirir, bir içeri, bir dışarı yöntemiyle (bir içki ücreti patrona, biri cebe) çalışırdı. Müşterisi olamayan, edinemeyen kadın hemen kapının önüne konurdu.
Özel hastane hekimleri de giderek kötü yola düşmekteler. Bu ahlaksız düzen, toplumun en iyi yetişmiş emekçilerini boğmakta. Başlarında Demoklesin kılıcı gibi, bir de yabancı, ucuz hekim belası var.
İçinizde çocuğuna `Oku, oku da hekim ol, öğretmen ol' diyen kaldı mı? Enver Aysever(Sosyolog)
|