SAĞLIK TA YIKIM SÜRÜYOR


Cumhuriyet gazetesinin pazar ekindeki bir yazıyı sizlere
sunuyorum. Önce ne alakası var dedirten sonra acaba dedirten bir
yazı..
ÖZEL HASTANE HEKİMLERİ VE PAVYON KADINLARI!
Özel sağlık sigortasının aşağılık bir güvensizlik ortamından
kaynaklı doğduğuna eminim. Doğal olan, bir yurttaşın devletine
güvenmesi, hastalık, düşkünlük halinde babası(!) tarafından
korunmasıdır. Oysa, sağlıklı girilip hasta çıkılan bu kamu
kurumları, toplumsal güveni çoktan yitirmiş, devletin şefkatli eli
şöyle dursun, kişiye habire dayak atar hale gelmiştir. Diyeceğim;
yolu hastaneye düşen kişiden umudu kesmek olağan bir durumdur.

İstanbul'un gözde iktisadi merkezi olma adayı, yeni ilçe Ataşehir'de
oturuyorum. Kentin başka yerlerinde olduğu gibi, kısa sürede bizim
bölgemizde de pıtrak gibi üç özel hastane bitiverdi. İnsanın, bu beş
yıldızlı merkezlere yakın olması güven verici kuşkusuz(!) Ama hangi
koşullarda?

Ya çok zengin olacaksınız, ya da sigortalı. Eğer varlıklıysanız,
hastanenizin sizi soyup soğana çevirme sürecinin fakında
olmayabilirsiniz. Sigortanız varsa, zaten o kurumlar arası danışıklı
dövüş olarak gelişen kazıklama sürecine dahil olmazsınız. Diğer
seçenek can sıkıcı olandır; kasada ödemeyi ağlayarak yaparsınız…

Sigortacının ilk amacı, sizin yıpranmamış, kısa zamanda da büyük
hasar görmeyecek bir gövdeye sahip olduğunuzu saptamaktır. Yıllık
kar-zarar hesaplarına göre, sizin dolduracağınız alan, mutlaka
devede kulak olmalıdır. Aksi halde, özel hastanelerin eline düşen
deneklerden biri olabilirsiniz ki; bu da küresel iktisadi iklimde
sigortacınızın canını yakabilir.

Özel hastaneler, devletin görevlerini yerine getiremediği ya da yeni
bir kar-rant kapısını müteşebbislere araladığı zaman ortaya
çıkmıştır. İnsan sağlığının özelleşmesi demek, fiili olarak tüm
yurttaşlardan oluşan devlet aygıtının sonu demektir. Bizim
sağlığımızı korumakla yükümlü kurum, beceriksizliğini ilan edip,
bizi el alemin insafına bırakmıştır.

Bunu iki yolla yapmaktadır; kamu görevi yapan hastanelerinde kötü
hizmet vererek ve hekimlerinin kötü yola düşmesinin önünü açarak.

Ne demek hekimlerin kötü yola düşmesi?

İyi bir tıp fakültesinden mezun olan hekim, akademisyen olmak istese
bile, üniversitelerin içinde bulunduğu koşullardan ya da devletin
açlık sınırında çalıştırma geleneğinden dolayı, eğer arkasında güçlü
bir anne-baba yoksa hızla özelleşmek zorundadır.

Hekimin özelleşmek için, ettiği Hipokrat yemiyle arasındaki ilişkiyi
yeniden düzenlemesi; bu ilişkinin ahlaklı biçimde ilerlemesinin
olanaksız olduğunu bilerek, ölçütlerini değiştirmesi gerekmektedir.
Özel hastaneler ticari merkezlerdir. Hal böyle olunca, ağına düşen
hastasının, iktisadi manada ırzına geçmekte herhangi bir sakınca
görmez, hatta hedef budur. Eh bir haftada devlet eliyle öldürülen
bebeleri gören yurttaş, kaçınılmaz olan tecavüzden zevk almaya
çalışır!

Özel hastanede iş görüşmesine giden hekim, eğitimini almadığı, ama
öğrenmek zorunda olduğu bir dilden, yani paranın dilinden konuşmak
zorundadır. Özel hastane, hekime ya çok düşük bir maaş ya da hasta
sayısına göre prim önerir. Şu halde, eğer hekimin önceden edindiği
bir çevresi yoksa ayvayı yemiş demektir.

Bizim Ataşehir'deki hastanelerden birinde hekimler sürekli kantinde
oturuyor. Mekan yeni, müşteri yok. Garipler çay, kahve içip,
sinirden gülüyorlar. Aybaşı geldiğinde geleceklerinden çalarak,
avans alıyorlar. Eh çaresiz hekim, yolu oraya düşen ilk hastaya
hemen saldırıveriyor.

Muayene edecek birini bulan hekim; güven vermek, önerilen biri olmak
için, hasta karşısında on takla atıyor. Eğer sözleşme gereği, kısa
sürede çevre yapıp, hastanenin önemli gelir kalemlerinden biri
olamazsa kapının önüne konacağını biliyor. Anlayacağınız kırk
tilkinin dolaştığı yerde, bizim çaresiz ve küresel iktisat yönünden
eğitimsiz, deneyimsiz hekimimiz bir başına kalıveriyor.

Ne okuldaki hocaları, ne insanlık tarihiyle koşut bilimsel bilgileri
derdine derman olamıyor. Kimi zaman çalıştığı hastanenin tanıtım
etkinliklerinde figüranlık yaparak, kameralara gülüyor. Kimi zaman
parayla satın alınmış televizyon saatlerinde uzun uzadıya
hastanesinin niteliğinden, bir pazarlamacı gibi söz ediyor. İtiraz
etmeye kalkarsa, kimi Avrupalı, kimi Türk, kimiyse siyasi iktidar
tarafından örgütlenmiş Ilımlı-İslam hastanelerde iş bulamaz hale
geliyor.

Eskiden Beyoğlu'nun uğrak yerleri pavyonlarda kadınlar çalışır,
masalara gider, müşteriye içki satarlardı. Patronlar dükkanlarında
masası olan kadınları yeğlerdi. Masası olan kadın kendinden emin,
müşteriye bolca içirir, bir içeri, bir dışarı yöntemiyle (bir içki
ücreti patrona, biri cebe) çalışırdı. Müşterisi olamayan, edinemeyen
kadın hemen kapının önüne konurdu.

Özel hastane hekimleri de giderek kötü yola düşmekteler. Bu ahlaksız
düzen, toplumun en iyi yetişmiş emekçilerini boğmakta. Başlarında
Demoklesin kılıcı gibi, bir de yabancı, ucuz hekim belası var.

İçinizde çocuğuna `Oku, oku da hekim ol, öğretmen ol' diyen kaldı mı?
Enver Aysever(Sosyolog)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !