9/4/2008 - 6 Nisan' da Kadıköy de Haykırdık.....

...evet, ölümün adil olması için, önce hayatın adil olması lazım... diyoruz...
Bu yazıyı, pazar günü Kadıköy Meydanındaki, "Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu'nun" hazırladığı "Sosyal Güvensizlik Yasası Teklifini" protesto mitinginden dönünce yazmaya başladım. Türkiye'ye döndüğümden beri, beni en çok umutlandıran bu haykırışta, DİSK, KESK, TMMOB, TTB gibi sendika ve meslek örgütlerinin on binlerce üyesinin katılımı ile gerçekleşen bu protesto mitinginde, üniversiteli gençlerle Eczacılar Odası üyeleri arasında, yağmur altında olsa bile, yüreğimi kabartan şiirler dinledim. Kürtçe türkülerle halay çeken işçileri seyrettim, "gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek" diye, bağırdım.
Dikkat ediyor musunuz, bilmem? Kendini ve 70 arkadaşını Cumhuriyet Başsavcısı'nın elinden kurtarma telaşındaki Başbakan'ın; bütün bu uğraşları arasında bile, yine bir numaralı hedefi işçiler ve solcular? Kendisini hep haklı bulmaları zaten beklenen AKP gençlik ve kadın kollarının coşkulu tezahüratları arasında, yine bir numaralı hedefi, satın alamadığı çalışanlar ve solcular! Televizyonda kulaklarımla duydum, neymiş efendim, bu solcular var ya bu solcular, "Hepsi biz işçiden, emekçiden yanayız diyorlar, ama karşı çıkıyorlar" mış! Lütfen, fikirlerimiz çarpıtılmasın. Biz, sosyal güvenliğe karşı çıkmıyoruz. Sadece sosyal güvenlik adı altında, IMF ve patronların arzuları doğrultusunda, bazı işbirlikçi sözde sendika liderleri ile anlaşarak, Meclis'ten geçirmeye uğraştığınız "Sosyal Güvensizlik" yasasına karşı çıkıyoruz! Yoksa itirazlar solculardan ve çalışanlardan geliyor diye geçerliliğini mi yitiriyor? Buna ucuz lafebeliği ile, çalışan ve solcu düşmanlığı yapmak denir.
Ya Sosyal Güvenlik(!) Bakanı Faruk Çelik'e ne buyrulur? "Dün dündür, bugünse bugün'ün" son zamanlardaki en güzel örneğini veren bu bakan, komik bir taktikçi çıktı! Önce, "eskiden mezarda emekliliğe bende karşıydım, ama o zaman muhalefet milletvekiliydim, şimdi bakan olunca doğruyu gördüm" deyip sonrada zaten AKP'nin cebindeki sözde sendika liderlerini kullanarak, Meclis'ten güya "sosyal taraflarla anlaşmaya varılmış" değişiklikleri geçirerek ."Sosyal Güvensizlik Yasa-sı"nı geçirmeye kalktı! O beğenmedikleri sendikacılara, "bu yasayı okumamışsınız bile, anlamıyorsunuz" diye, ikide birde ahkâm kesen AKP milletvekillerinin kafası karıştı. AKP'nin müstakbel milletvekili adayları mıdır, çalışanların liderleri midir belli olmayan, sözde "sosyal tarafların bir kısım liderlerine" verdikleri kozmetik değişiklik sözlerini bile, yerine getiremeyerek kendi önergelerine ret oyu verdiler! Dünyanın herhangi bir demokrasisinde, böyle bir bakan hemen koltuğundan olur. Bizim demokrasimizde böyle şeyler yok. Yoksa, "yüzde 47'yi aldık, istediğimizi yaparız, bu demokrasidir" mantığı doğru da; " bu kadar beceriksiz ve çalışan düşmanı Sosyal Güvenlik(!) Bakanı olmaz" diye, solcular söyleyince yanlış mı?
Bu satırların yazarı, "solcusun" lafını hakaret kabul etmez; çünkü ömründe "solculuktan" çok daha hakaret kabul edilen laflarla yüzleşmiştir! Üç kişi okusa bile; sadece biat eden büyük bir basın ordusunun ve onlar karşısında rüzgârın estiği yöne yalakalık yapan, güya biatçi olmayan bir basının yazı yazdığı bir ülkede, bir şeyler yazmaya gayret ettiğinin farkındadır.
AKP'nin kapatılmasına ve bu 71 kişinin, beş yıl politikadan men edilmesine karşıyım. Bunu, demokrasi havarisi olduğum için söylemiyorum. Bu ülkede demokrasi yok ki. Hiçbir zaman da olmadı, sadece hep demokrasi kavramı işine gelen gruplar ve bireyler tarafından, kendilerine özgün anlayışlarla kullanıldı. Benim, AKP'nin kapatılmasına ve 71 kişinin siyasetten beş sene men edilmelerine karşı olma nedenim, onların yerine daha iyilerinin geleceğine olan güvensizliğim. Atatürk ve İnönü döneminden sonra Adnan Menderes asıldı, yerine Demirel geldi. Demirel siyasetten uzaklaştırıldı (uzaklaştı), yerine Özal geldi. Özal öldü, başımıza Çiller, Erbakan ve Bahçeli geçti, onlar gitti, Gül ve Erdoğan geldi.
6o'tan beri, askeri darbelerle başa geçenler de cabası. Allah aşkına, bunların hangisi medeni Batı anlamında demokrat? Erdoğan ve Gül yasaklanırsa, başa kim geçecek? Yasaklı olması istenilen siyasiler listesinde adı olmayan pek becerikli, büyük taktikçi Sosyal Güvenlik(!) Bakanı Faruk Çelik mi? Yoksa yine listede adı olmayan, Ankara'lıların çok yakından tanıdıkları Melih Gökçek mi? Daha muhalefetteyken bile, 'yeterince demokrat değil' diye, Sosyalist Enternasyonal tarafından beğenilmeyen, ülkede kaybetmediği seçim kalmamasına rağmen, hâlâ liderlikte ısrar eden Deniz Baykal mı? Kaldı ki bu beyler siyasetten uzaklaştırılır, beş sene sonra geri dönerler, Türkiye ise, eski tas eski hamam! Âdetimiz böyle.
Türkiye'de hiçbir zaman iktidar olmamış, hatta iktidarın yakından uzaktan yanına yak-laşamamış düşünce ise; "sol". Yukarıdaki bütün beylerin tek ortak düşmanı olan bu güç, çarpıtılmadığı zaman hakiki demokrat güç. Bütün yenilgisine, örgütsüzlüğüne, bazı liderlerinin satılmışlığına rağmen, bu güç hala hepsinin ortak kâbusu. Bu Sosyal Güvensizlik yasası, bu haliyle kanunlaşırsa, Türkiye'deki çalışanlar, GENEL GREVE gitmeli. 1 Mayıs'ta, hep birlikte şalteri indirip bu işi bitirebiliriz. Taksim Meydanı'ndan başlayarak, meydanlarımızı geri alabiliriz.
Kürşat KAHRAMANOĞLU BirGün 09.04.2008
|